Gelenek Sayı 33

Okurlarla

33. kitabımızla 1990 yılının sonuna gelmiş bulunuyoruz. 1991 yılında hem dizimizin sizlere herzaman olduğu gibi düzenli bir periyodla, hem de daha doyurucu bir içerikle ulaştırmayı hedefleyeceğiz. Yine bu yıl yayınevi olarak da programımıza aldığımız kitap basımları olacak. Bu programın ilk adımını Metin Çulhaoğlu’nun Yürüyüş, Yurt ve Dünya ve Sosyalist İktidar dergilerinde yayınlanmış bulunan çalışmalarından bir derleme oluşturacak. Elinizdeki kitap ise altı yazı içeriyor. İlk yazımız aslında “Dergiler Platformu”nun hazırlamakta olduğu özel sayı için hazırlanmıştı. Özel sayı anti demokratik bir şekilde matbaadan toplatıldığı için burada yayınlanacak olan yazımıza sayfalarımızda yer veriyoruz. İkinci yazımız Nevzat Levent Taşçı’nın imzasını taşıyor. Taşçı sosyalist hareketin önemli kişiliklerinden...

SOVYETLER BİRLİĞİ’NDE YENİDEN YAPILANMA

Sovyetler Birliği'nde birbirleriyle tutarlı bir biçimde yeni tezlerden oluşan bir strateji ortaya atılıyor. Tek tek ele alınınca bir anlam ifade etmeyen bu tezler, bir zincirin halkalarını oluşturuyor. Burada bu zinciri netleştirmek istiyoruz.Ancak daha önce aydınlatılması gereken bazı noktalar var. Sovyetler Birliği'nde bir darbe mi oldu Karşı devrimci bir klik mi iktidara geldi? Bunları ne söylemek, mümkün ne de söyleyenleri ciddiye almak. Gorbaçov iktidarı, birikmiş sorunları çözebilmek için,m bu tezleri açıklamak ve uygulamak zorunda olduğunu iddia ediyor. O zaman çok önemli sorular gündeme geliyor. Şimdiye kadar Türkiye'de kimsenin sormaya cesaret edemediği veya cevaplamaktan kaçındığı sorular bunlar. Sovyetler Birliği ve diğer Doğu...

TÜRKİYE’DE TARIMIN YAPISI ÜZERİNE

19. yüzyıla egemen olan iktisat okulları, kapitalizmin gelişim süreci içinde eski üretim ilişkilerini ve bu arada tarımda küçük üreticiliği tasfiye edeceğini öngörüyorlardı. Ricardo'nun kurduğu "toprak sahibi-kapitalist kiracı-işçi" üçlüsünde küçük üreticiye yer yoktu. Keza neo-klasik iktisatta da ana ayırım "geleneksel" ekonomilerle, "rasyonel" yani kapitalist ekonomiler arasındaydı ve köylülük geleneksel tarımı ifade etmekteydi. Neo-klasik iktisadın faktör paylarına dayalı bölüşüm analizinde köylülük yer almıyordu.Marx ise, Batı Avrupa dışındaki ülkelerde, üretim araçlarından kopmamış, mülksüzleşmemiş bir küçük üreticiler kitlesine dayanan, köylü nitelikli bir tarım yapısının varlığını sürdürebileceğini kabul etmiş gözükmektedir. (Vera Zasuliç'e mektup)Ancak, 19. yüzyıl markizmi "köylülüğün tasfiyesi" tezine daha yakındır. Kapitalizmin gelişme süreci içinde...

SON ON YILIN VERGİ POLİTİKALARI NEYİ ANLATIYOR?

Maliye ve Gümrük Bakanlığı tarafından hazırlanan ve kamuoyundan gizli tutulan bir çalışmanın sonuçlarına göre sanayi burjuvazisinin "yatırım yapma şevkini" kırmamak için büyük şirketlere sağlanan kurumlar vergisi istisnaları 1989 yılında toplam olarak 6 trilyon 326 milyar liralık bir vergi kaybına yol açtı. Bu rakam 1981 yılı için 46 milyar 878 milyon liraydı. Elbette aradaki 8 yıllık sürenin enflasyon oranı ile düzeltilmesi gerekiyor ancak bu düzeltme sonucunda bile kurumlar vergisi istisnaları yoluyla burjuvaziye aktarılan gelirin insanın sinirlerini fazlasıyla bozacak derecede yüksek olduğu görülüyor.Kurumlar vergisi istisnalarıyla ortaya çıkan vergi kaybı 9 yıl içerisinde akıl almaz bir hızla arttı, ancak sözkonusu dönemde şirketlerin gerçekleştirdiği...

MEFİSTO YA DA FAUST

Faust'u Ortaçağ'da kentten kente dolaşan bir gezgin olarak çizen Alman efsanesine dayanan Dr. Faustus, Christopher Marlowe tarafından 1604'te yayınlanır. Bu, "ruhunu şeytana satan adam" efsanesinin ilk dramatizasyonudur. Sonsuz güce kavuşma ve dünyanın en büyük imparatoru olma isteğine sahip bir adam olarak çizilir Faust. Efsanenin ikinci büyük dramatizasyonu ise Aydınlanma Çağı’nın en büyük simalarından biri, Goethe tarafından gerçekleştirilir. Goethe bu oyunda insan doğası, insan ruhunun gizleri, yaşadığı çağda karşı karşıya olduğu entellektüel değişimler ve bir "ahlâk" sorunundan sözetmektedir. Goethe'nin Faust'u ile daha önceki versiyonlardan güç ya da insanüstü zekâ arayışlarının yerini, "bilgi" ve "yaşamın çelişkileri karşısında insan" teması alır. İşin önemlisi,...

GENEL GREVDEN PARTİLİ MÜCADELEYE

SS Kararnameleri’nin bir uygulaması olarak 29.12.1990 tarihinde "toplatma kararı" olmaksızın, "Dergiler Platformu"nun bastırdığı "Özel Sayı"nın polis tarafından keyfi olarak alıkoyulmasını protesto ediyor, bu Özel Sayı'da yayınlanacak olan yazımızı yayınlıyoruz.Türkiye kapitalizmi işçi sınıfı karşısında son 15 yıldır sistemli bir baskı ve yıldırma politikası izledi. Bugün görünüşte bir "demokratikleşme" yaşanıyor. Ancak, "demokratikleşme" işçi sınıfına yönelik baskılar sözkonusu olduğunda geçersizleşiyor. Türkiye kapitalizmi ister faşizan, ister demokratik görünümlü yönelişlere girsin; bu değişmeyecek. İşçinin en sıradan sosyal hak talebi, patronları ve onların temsilcisi politikacıları sopaya, tehdide, sansüre, baskıya teşvik edecek. Yaşadıklarımız şunu gösteriyor: Burjuva demokratikleşmeler işçi sınıfı için değil.İŞÇİ KIYIMINA VE SÖMÜRÜYE KARŞI ANTİ-KAPİTALİST DİRENİŞ!...

TÜRKİYE’DE SİYASAL KRİZ VE SOLUN PAYINA DÜŞEN

Son aylardaki iki gelişme Türkiye’de solun bir bölümünce denenen yeni kültüre uygun yeni politikayı zor durumda bıraktı. Biri Körfez diğeri de Zonguldak’da doruğa çıkan işçi direnişi. Trajikomik bir rastlantı ile öteki bileşenleri de TBKP reformizmine teslim olmuş SBP girişimcilerinin kuruluş başvurusu yapacakları tarih Amerikan emperyalizmince teslim alınmış olan Birleşmiş Milletler’in Irak’a Kuveyt’ten çekilmesi için tanıdığı sürenin de son gününe denk geliyordu. Sağ bir ideolojik konumda olduğu yıllardır bilinen iktisat profesörü Sadun Aren başkanlık işine Körfez krizine dair açıklamalarla başlamak zorunda kaldı. Aren’in “Meclis’in misyonu ulusal çıkar uluslararası hukuk” vb. incilerini gazetelerden okuduk. Kendileri ağızlarından çıkanlara inanıyorlar mı bilinmez ama politikada...

KIVILCIMLI’NIN MİRASI – İSLAM, OSMANLI, KEMALİZM

Marksist harekette, her yenilgi sonrasında, yenilgiye uğrayanların kendi tarihlerinin yazımı bir geleneği oluşturuyor. Türkiye’deki Marksist hareketin, yediği darbe sonrasında sergilediği tavır, Türkiye Marksistlerinin de bundan muaf olmadığını ortaya koyuyor. 1980’lere doğru yol alırken sıcak siyasal pratiğin yazımına izin vermediği ve gölgelediği tarih yazımı, 1980 sonrasında kendini yeniden dayattı.Bir kez daha klasiklere dönüldü. Dönüldü ama, ortada önemli bir değişim var: Uluslararası sıçratıcı etkilerden yoksun olmak. Hatta, uluslararası dinamiklerin sağa çekici ve likide edici etkisine karşı koruyucu bir kalkan oluşturmak.1980 öncesi dünya solunda yaşanan ayrışmalar bire bir olarak her ülkede yankılanıyordu. Türkiye’de de bu yansıma sonucu, kadro öbekleri birbirlerine karşı ayrılıklarını koyuyorlardı....

Sayıdaki Konular

Sayıdaki Yazarlar

    Hoşgeldiniz!

    Aşağıdaki hesabınıza giriş yapın

    Kayıt Ol!

    Kayıt olmak için aşağıdaki bilgileri eksiksiz doldurun.

    *Kullanıcı Sözleşmesi'ni ve Gizlilik Politikası'nı okuduğumu, anladığımı ve kabul ettiğimi beyan ederim. Kullanıcı Sözleşmesi ve Gizlilik Politikası.

    Şifrenizi geri alın

    Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi veya okuyucu adınızı giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

    Oluştur