Yayın Kurulu’ndan
Marksist Manifesto uzun bir aradan sonra yedinci sayısı ile okurlarıyla yeniden buluşuyor.
Dergimizin Aralık 2015 tarihli ilk sayısında da belirtildiği gibi, işçi sınıfının kitlesel ve örgütlü siyasetinin hava kadar, su kadar lazım olduğunu bütün yakıcılığı ile hissedenlerin, bu yolda bıkmadan, usanmadan, yılmadan, yorulmadan çalışanların yayını olan Marksist Manifesto; gıdasını gerçek hayattan almayan, mücadele etmeyen, örgütlenmeyen, toplumsal anlamda eşik atlama iddiasına uygun hareket edemeyen tartışmaların yürüdüğü ve “akademik” kaygıların mücadelenin ihtiyaçlarına ağır bastığı şartların yayını olmayı baştan reddederek yayın hayatına adım atmıştır.
Böylesi bir reddiyenin ve misyon tarifinin Marksist Manifesto’yu daha en başından akademik ve popüler yayıncılığın profesyonel kriterlerine mesafeli kılan, keza adeta salt çıkmış olması için çıkarılan bir dizi siyasi ya da teorik iddialı yayından da ayrıştıran boyutları olduğu tartışmasız.
Bu nedenle, her ne kadar başlangıçta hedeflenmiş olan yayın periyodunun zaman içerisinde günün gereklerine göre güncellenmiş olmasının ve özellikle altıncı sayımızın yayınlanmasının üzerinden makul sınırları oldukça aşan bir süre geçmiş olmasının okurlarımızda haklı serzenişlere sebebiyet vermesi anlaşılır olsa da; Marksist Manifesto’nun, kendi varlık sebebi olan Türkiye işçi sınıfının öncü partisinin inşası mücadelesine ve onun inişli çıkışlı seyrine sıkı sıkıya bağlı bir yayın olduğunun, bu mücadelenin diğer araçları karşısındaki/yanındaki yerinin de yine mücadelenin parametrelerine göre belirleneceğinin altının bir kez daha kalınca çizilmesinde yarar var.
Nitekim tam da aynı nedenle dergimizin bu sayısını ağırlıklı olarak bu mücadelenin belgelerine ayırdık ve dosya konumuzu da “Komünist Harekette Devrimcileşme Sorunu ve Dönüşüm Sancıları” olarak belirledik.
Ülkemizde sermaye diktatörlüğünün benimsediği yeni gerici rejimin önemli mesafe katettiği, bu gerici dönüşümler karşısında kabaran toplumsal tepkilerin düzen içi siyasete kurban edildiği, solculuğun sandık müşahitliğine indirgendiği, sosyalist hareketin devrimci kimliğinin liberalizmin ideolojik ve siyasal hegemonyası altında ve küçük burjuva reformizmi eliyle adım adım başkalaştırılarak likide edilmeye çalışıldığı içinde bulunduğumuz tarihsel kesitte; Türkiye sosyalist hareketinin devrimcileşen bir siyasal mücadele hattını önüne koymak durumunda olduğu, komünistlerin de işçi sınıfının öncü partisinin inşası yoluna daha etkili bir siyasi ve ideolojik çekim merkezi haline gelebilmek için önemli bazı örgütsel dönüşümleri hayata geçirmek zorunda oldukları açıktır.
Marksist Manifesto’nun bu sayısında yayınladığımız ilk belge olan Türkiye Komünist Hareketi’nin Üçüncü Kongre Raporu’nun odak noktasını tam da bu konular oluşturuyor ve raporda ayrıca sınıf mücadelesi bakımından dünyadaki ve ülkemizdeki önemli siyasi gelişmelere dair kapsamlı değerlendirme ve kararlar yer alıyor.
Dergimizin bu sayısında yer verdiğimiz yazıların büyük bölümü ise ağırlıklı olarak, Üçüncü Kongre sonrası Türkiye Komünist Hareketi’ne karşı yürütülen saldırıları konu alıyor.
Başta seçimler olmak üzere hiçbir başlıkta düzen aktörlerine bel bağlamayan ve ilkesiz ittifaklara girmeyen Türkiye Komünist Hareketi; sosyalizmin bağımsız hattının temsilcisi olarak emperyalizme ve gericiliğe karşı mücadelenin yaygın ve etkili ayaklarını örmeye başladığı, başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet’in kazanımlarına dönük gerici saldırılar karşısındaki toplumsal tepkilerin örgütlenmesini sosyalist siyasetin mücadele alanı ve konusu olarak ele almaktan kaçınmayan duruşuyla ilericiler, yurtseverler ve aydınlar nezdindeki etkisini arttırdığı, işçi sınıfının değişik bölmelerinde doğrudan Parti öncülüğünde gerçekleşen örgütlenme pratiklerinin sayısının giderek çoğaldığı bir dönemde, 8 Ağustos 2023 tarihli Üçüncü Kongresinin ardından, basına ve sol kamuoyuna da yansıdığı üzere partinin merkezi kurullarını bir süre meşgul eden, kendini örgütsel kaygılar ile ifade etmekle birlikte esas olarak kişisel hırs ve çıkarları gözeten tuhaf bir hizip sorunu ile karşı karşıya kalmıştır.
Sosyal medya gibi mecralar üzerinden gerçek dışı karalama ve manipülasyon yöntemleriyle Partiye karşı bir provokasyona dönüştürülen hizip faaliyeti, esas itibarıyla raporunu bu sayıda yayınladığımız Üçüncü Kongre’nin kararlarını yok sayan, TKH’nin politik, ideolojik ve programatik hattıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan, liberalizme ve kimlik siyasetine kapı aralayan tutarsız bir takım tezler ile ortaya çıkmış, Partinin merkezi kurulları ve örgütünde anlamlı bir karşılık bulamayınca doğrudan Partinin itibarını yok etmeye dönük bir saldırıya dönüşmüştür. Neticede Parti iradesi bu provokasyona geçit vermemiş, Partiyi parçalama ve itibarsızlaştırma hedefiyle hareket edenler ihraç edilerek Partinin dışına düşmüştür.
Türkiye Komünist Hareketi’ndeki bu gelişmelerin ardından sosyalist hareketin başka bazı kesimlerinde de benzer süreçlere tanık olunması ve çok geçmeden rejim tarafından yeni bir “Kürt açılımı”nın devreye sokulması, bugünden bakıldığında liberal tezlere kapı aralayan ve kimlik siyasetine yelken açan bu girişimleri oldukça manidar kılmaktadır.
Marksist Manifesto’nun bu sayısında yer verdiğimiz yazıların önemli bir bölümü TKH’de yaşanan bu sürece ilişkin değerlendirmeler içeriyor: “Türkiye’de Sınıf Siyaseti ve Laiklik Mücadelesi”, “Düzenin Konsensüsü: Normalleşme, Yerleşme ve Restorasyon”, “CHP’nin Solun Alanını Kapatacağı Tezi Üzerine: Mücadele Kaçkınlığı ve Reformizm Arasında Salınım”, “TKH’nin Sınıf Siyasetinden Yüz Çevirip Başka Ufuklara Yelken Açtığı Safsatası Üzerine” ve “Solda Bayağılaşma ve TKH’ye Yönelik Karalamalar”.
Dergimizin bu sayısında yayınladığımız ikinci belge ise Türkiye Komünist Hareketi’nin 2024 Konferansı Raporu. 15 Eylül 2024 tarihinde gerçekleştirilen konferansta, tasfiyeci hizbin provokasyonları mahkûm edilerek Üçüncü Kongre kararları bir kez daha teyit edildikten sonra, sosyalist devrim stratejisinin güncelliğine, Parti’nin Türkiye sosyalist hareketi içindeki özgün yerine ve Leninist partinin çalışma ilkelerine ilişkin önemli değerlendirmelere ve kararlara yer veriliyor.
Bu sayıda yer verdiğimiz son belge Türkiye Komünist Hareketi Merkez Komitesi’nin, emperyalizm ve AKP rejimi destekli cihatçı çeteler eliyle Suriye’de Baas Partisi iktidarının yıkılışına ve bölgedeki muhtemel siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmelerini içeren Suriye Üzerine Güncel Tezler.
Son olarak bu sayımızda, hem ülkemizde hem de dünyada “sosyolojinin peygamberi” muamelesi yapılan ve tezleri Marksizm’e karşı teorik saldırıların koçbaşı olarak kullanılan Max Weber’e ilişkin olarak Cengiz Kılçer tarafından kaleme alınan “Marx’a Karşı Weber” başlıklı değerli yazıya ve Ortadoğu’da soykırımcı saldırılarını halen daha sürdürmekte olan Siyonist İsrail rejiminin ideolojik temellerine ilişkin olarak İtalya Komünist Partisi üyesi Marksist felsefeci ve tarihçi Domenico Losurdo’nun kaleme aldığı “Siyonizm Ve Filistin Halkının Trajedisi” başlıklı makalesinin çevirisine yer verdik.
İyi okumalar…
Yalı Mah. Karaağaç Sk. No: 14 Maltepe/İstanbul
posta@marksistmanifesto.com
Marksist Manifesto | Gelenekten Geleceğe